KUANTUM BİLGİSAYARLARI

Geçen 50 yıllık bir zaman dilimiyle birlikte standart bilgisayar işletim sistemleri işlem yapabilme hızı anlamında kayda değer  bir ivme izleyerek gelişimine devam etti. Bu uzun soluklu yolculukta üreticilerin en büyük yardımcısı daha küçük dizayn edilmiş ekipmanlar oldu. Bu ekipmanlar hem üretilen bilgisayarların boyutunun küçültülmesine yardımcı olurken hem de donanımsal boyutta daha az yer kaplayarak ısınmalardan kaynaklanan yavaşlamaları engellemekte önemli bir adımdı. Ancak, eğer daha hızlı bilgisayarlar üretilmek isteniyorsa bir şeylerin değişmesinin gerektiği artık herkes tarafından kabul edilmiş bir gerçek. Kuantum fiziğinin bu anlamda ümit vaat ettiği gayet açık. Bununla birlikte gelişim süreci devam etmekte olan Kuantum bilgisayarlarının bilgi çağının üretebileceği herhangi bir cihazdan daha hızlı bir şekilde işlem yapabilme kapasitesine sahip olmaları bekleniyor.

KUANTUM BİLGİSAYARLARI DİZAYN ETMEK

Araştırmacılar yaptıkları çalışmalarla birlikte kuantum hız limitinin bilinmeyen karanlık noktalarını açıklığa kavuşturdukça kuantum hızında işlem yapabilme gücüne sahip bilgisayarların üretilmesi daha da basitleşecek.

Kuantum hesabının kalbinde kuantum bitleri ya da kübit olarak isimlendirilen ve bilgisayarlarımızdaki transistorlar tarafından 0 yahut 1 ile temsil edilen basit bilgi analoğu birimleri bulunmaktadır. Kübitler, klasik bitlere nazaran daha güçlü bunun nedeniyse iki şeyden kaynaklanıyor; kübitler aynı zamanda hem 0 hem de 1 ile temsil edilebilirler ve bununla birlikte kübitler kuantum dolanıklık (quantum entanglement) olarak adlandırılan olay sayesinde birbirlerini etkileyebiliyorlar. Bu da kuantum bilgisayarlarının bazı hesaplamalarda doğrudan sonuca ulaştıran kestirmeler kullanmasına olanak sağlıyor. Aslında kuantum bilgisayarların paralel işlem gücü şu cümle ile özetlenebilir: Normal bir bilgisayarın 10 bin yılını alabilecek bir işlem, kuantum bilgisayarlarda sadece 1 saniye sürecek.

MAZİYE KISA BİR GÖZ ATALIM

Söz konusu kuantum bilgisayarlar olunca, akla ilk gelen şirketlerden biri de D-Wave Systems. 1999’da Kanada’da kurulmuş olan şirketin müşterileri arasında Google, NASA ve Lockheed Martin listenin başlarında yer alıyor. Konu ile ilgili yaklaşık 110 patent alan ve 80’in üzerinde makale yayınlayan şirket, takvimler 2010’u gösterdiğinde ilk kuantum bilgisayarı ürettiğini açıkladı. Bundan 5 yıl sonra 1000 kübitlik D-Wave2’yi geliştirmeyi başardı. İlk çalışmalar yoğun eleştirilerle karşılansa da, Google’ın 2015 yılında satın aldığı 1000 kübitlik işlem gücüne sahip bilgisayarlar NASA ile ortaklaşa deneniyor. D –Wave ayrıca dünyada en bilinen askeri firmalardan biri olan Lockheed Martin’in de yazılım doğrulama ve uçuş sistemlerinin kontrolü için kendilerinden, kuantum bilgisayarlar temin ettiğini açıkladı.

ÇOK DA UZAK OLMAYAN BİR GELECEK

Kuantum bilgisayarlar günümüzde kişisel kullanım için uygun olmayabilir. Çünkü bu bilgisayarlar adeta bir oda büyüklüğünde. Oda sıcaklığında çalışmayan kuantum bilgisayarların faaliyete geçmesi için, elektronlar çevreden izole edilip derin dondurucuda soğutuluyor. Bu gerçeklerin ışığı altında kuantum bilgisayarların günlük hayatımıza müdahil olması her ne kadar uzak gibi gözükse de her saniyeyle birlikte gelişimine inanılmaz bir ivmeyle devam etmekte olan teknolojinin yardımıyla imkânsızlar lügatten silinmeye devam ediyor. Fakat asıl göz önünde bulundurulması gereken şu ki; inanılmaz hızdaki işlem gücüne sahip bu bilgisayarlar daha çok devasa boyutlarda veri tutabilen ve kişisel verilerimize kolayca ulaşım olanağına sahip bazı firma, şirket ve kurumların işini kolaylaştıracak. Çünkü çevrimiçi olarak yaptığımız her türlü işlemi kayıt altına alabilecek büyüklükteki hafızaya ve aynı zamanda bu verileri işleyip bir takım yorumlar ve çıkarımlar elde edebilecek potansiyele sahip kuantum bilgisayarları elinde tutan şirketler, ürünlerini insanlara pazarlayabilmek adına kişisel hakları ve mahremiyeti hiçe sayarak insanların tercihlerini, yaşam tarzlarını ve hatta düşünce kalıplarını şayet ufkumuzu bir kademe ileriye taşımak gerekirse; hatta psikolojilerini ve dini inançlarını bile inceleyebilecekler. Bunun en başlıca nedeni her ne kadar insanlığa daha verimli bir hizmet sunmak gayesi gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında perde arkasındaki asıl sebep bu devasa boyuttaki firmaların paraya ve daha çok kazanmaya olan açlığından başka bir şey değildir.

Şu ana kadar bahsedilen mevzulardan bir basamak uzaklaşıp daha geniş bir perspektiften bakarak konunun anlaşılmasını kolaylaştıralım. Bilgisayarınızın, telefonunuzun, tabletinizin veya internetle bağlantısı olan ve aynı zamanda video oynatabilen bir cihazın vasıtasıyla Youtube, Instagram, Twitter, veya her hangi benzeri bir sosyal medyadan izlediğiniz haberlerdeki trafik kazalarıyla alakalı bir görüntüden ötürü üzüldüğünüzü ve yüzünüzde bulunan bazı kasların harekete geçerek gerildiğini farz edelim. Elinizde bulunan cihazınızın da eş zamanlı olarak bu değişiklikleri değerlendirip negatif bir haleti ruhiye içerisinde bulunduğunuzu algılaması çok da zor olmasa gerek. Bunlar belki çılgınca varsayımlar gibi gözükebilir ama günlük hayatta aslında var olan şeyler. En basit örneklerinden bir tanesi Amazon’un ev robotu Echo. Ev içindeki konuşmaları değerlendirip sizin için internet üzerinden siparişler verebilen bir yazılıma sahip olan cihaz şuan için gayet masum gibi gözüküyor. Buzdolabınızın önünde kapağı açmış bir şekilde peynirinizin yine bitmiş olduğunu mırıldandığınızı hayal edin cihaz sesinizi algılayıp peynire ihtiyacınız olduğunu karar verip derhal siparişinizi verebilir. Örneklendirmesi size kalmış; daha birçok olasılıktan bahsedilebilir.

Yalnız, özel hayatımıza bu denli müdahil olmuş araçların, kötü amaçlı bir takım bilgi hırsızları tarafından ele geçirilebilir olması da unutulmamalı. Aynı minval üzere video izlediğiniz cihazınızın kamerasına erişim sağlayan uygulamalar sayesinde anlık olarak psikolojik durumuz hakkındaki verilerin, internet aracılığıyla kauntum işletim gücüne sahip bilgisayarlarla donatılmış veri merkezlerine gönderilip analiz edildiğini varsayalım. Böylece avını pusuda bekleyen bir aslan misali sizin en mahrem bilgilerinize erişim sağlayıp tercih ve zevklerinize göre sizlere ürünlerini ve hizmetlerini ulaştırmak isteyen tonlarca şirket, elindeki bu veriler ışığında gelecek yıllara ait harcamalarınızı tahmin edebilecek. Ve daha da korkunç olanı ise ihtiyacınız olmayan ürünlerini bile pazarlayabilmek için çeşit çeşit stratejiler geliştirme fırsatını yakalamış olacaklar. İnsanlık ise bu pazarlama savaşının elinde bir oyuncaktan farkı kalmayacak.

Kuantum bilgisayarlarının vaatleri bunlarla kısıtlı değil elbette. Sanal zeka ve blockchain gibi son zamanlarda sıkça anılan teknolojik alt yapıların desteğiyle sağlık, eğitim, güvenlik ve eğlence gibi sektörlerde de gelişmeler birbirini takip ediyor.

AKLIN YOLU BİR

Tüm dünya genelinde bu ve benzeri uygulamalardan bahsetmek mümkün. Ancak her ne kadar kuantum bilgisayarlarının hem kötü amaçlı hem de insanlığın faydasına kullanılabileceğinin farkında olsak da şunu unutmamak lazım; eğer sadece tehlikeli kısmına bakarak ve kötü amaçlara alet edilebileceğini düşünerek teknolojik gelişmelere direnirsek asla mesafe kat edemeyiz. Karanlık yüzünü ve tehlikesini daima barındırmaya devam edecek olan teknolojiye savaşarak ve ona direnerek tepki vermek pek de akıl karı değildir. Bu gibi çıkmaz durumlarda sergilenebilecek en mantıklı yaklaşım farkında olanlar için aslında geçmişten bizlere yön gösteren çok kıymetli bir hazine misali miras kalmış ve sadece bu konuyu değil aynı zamanda bir hayat felsefesi olan ; “Bir milletin maddi ve manevi anlamda en iyi noktaya ulaşması kötülerin yok edilmesi ile değil, neslin eğitim ve terbiyesi ile mümkündür.”sözünden de anlaşılabileceği gibi hayatın en karanlık safhalarında bile bizlerin yegâne yardımcısı olan eğitim, ilim ve idraktir.

İşte tam olarak bu noktada eğitimin ne derece önem arzettiğini bir kez daha anlamış oluyoruz. Elbette ki eğitim gibi hassas bir konuda arzu edilen noktaya ulaşmak için genel kabul görmüş gerçeklerin payı büyük. Teknolojinin adeta her nefesimizi kaydettiği şu günlerde insan duygu ve düşüncelerinin 0-1 olarak kodlanıp saniyeler içerisinde üzerinde analizlerin yapılıp ismini bile bilmediğimiz şirketler ve kişilerce incelendiği, sinsi bir takım pazarlama şirketlerinin ürünlerini satabilme uğruna dizayn edilmiş renkli reklam ve pazarlama stratejilerinin ağlarıyla örülü  dijital ve ruhsuzlaştırılmış  bir çağda yaşıyoruz. Yaşamın dinamiğini belirleyen, en kıymetli olan insani duygu ve düşünceleri ruhsuz bir takım kodlarla sınırlandırmak mümkün değildir. Tecrübe birikimi; her bireyin spesifik farklılklarıyla, sonuna kadar yaşanılmayı ve hissedilmeyi hak eder. Değişkenlik ile beslenir ve var olanı yaşamın gerçekliği ile yansıtır. Akademik ve profesyonel anlamdaki eğitimin perde arkasını, söz konusu tecrübenin ışığında yansıtmayı ve faydacı bir biçimde aydınlatmayı gaye edinmiş bir ekibin, My Uni’nin aracılığıyla sizlere ulaşmaktayım. Kendi tercihleriniz ve dünya görüşünüze uygun bölümleri seçmenizde yardımcı olabilmek temennisi ile…

Ömer Faruk Özkan

Marmara Üniversitesi

İşletme (İngilizce)

Mezun

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir